Merhaba arkadaşlar, bu makalede kendimden ve nasıl başarılı olduğumdan bahsedeceğim.

01.09.1992 tarihinde İstanbul'da doğdum. İlkokul ve Ortaokulu İstek Semiha Şakir ve İstek Acıbadem'de okudum. Lise eğitimini Bilfen'de tamamladım(Çamlıca Bilfen). Daha sonra Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünü 2 sene okuyup anlık bir kararla Yeditepe'yi o gün bırakıp, Amerika'ya San Francisco'ya dil okulu okumaya gittim. Dil okulunu bitirdikten sonra ise Londra'ya yerleşme kararı verdim ve University of Westminster Business Management Entrepreneurship okumaya başladım. (Westminster Üniversitesi İşletme Yönetimi Girişimcilik). Sonunda kendimi bulmuştum!

Peki Neden Bu Kadar Geç Kendimi Tanıdım?

Bundaki en büyük faktör varlıklı bir aileye sahip olmam, paraya boğularak şımarık şekilde yetiştirilmiş olmamdır. Başkalarının kıskançlıkla baktığı bu durum az kalsın harcanmama neden oluyordu. Hiçbir kariyer planlaması yapmamıştım, okul umrumda bile değildi, ailem bana sürekli "senin geleceğin garantide, şirkette yerin hazır, ama bir tane üniversite diploması alman lazım statü için, sen bir şekil onu al gerisi zaten kolay" diyordu. Biz Türkler böyleyiz zaten, ne kadar kaliteli bir aile olursanız olun çocuğunuzu birey olmaya hazırlamıyor, küçücük yaştan ihtiyacı olduğundan kat kat fazla para veriyor, taksiye bile bindirmeyip her yere özel şoförle yolluyor, mekan sahibi arkadaşınız olan 3-4 yere alıştırıp "sosyalleştirmecelik" oynuyor, sonra sırf yaşı ilerledi diye birey olmasını bekliyoruz! Yok öyle bir dünya!

Ben üniversite sınavına bir kere oturup çalışmadım, hatta üniversite sınavımdan bir gün önce arkadaşlarla bir gece kulübünde sabaha kadar eğlendim, saat 06:00 sularında eve vardım, duş aldım bir şeyler atıştırdım ve sınava gittim! Barajı geçmemin tek nedeni Bilfen gibi bir okulda okumuş olmak ve altyapı almaktı. Üniversite sınavını ve kariyer planlamamı ne kadar önemsediğimi gözler önüne seriyordu bu durum!


Peki Kendimi Nasıl Tanıdım?

Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı okuduğum dönemler, okuldan arkadaşlarla sabah akşam geziyor tozuyorum, okuldaki dersler hiç iç açıcı gelmiyor, çünkü ilgi alanım değil! Çizim yeteneğim sıfır, temel çizim diye bir ders almışım. Sınıftaki en berbat çizimleri yapıyorum. Ben hariç herkes ise belirli bir standart dahilinde çizim yapıyor. Hoca diyor "oğlum senin bu yeteneksizlikle bu bölümde ne işin var?". Verdiğim cevabı ve hocanın suratını asla unutamam. "Çizim dersi olan, yetenek gerektiren bir bölüme yetenek sınavı yerine merkezi puanla kabul eden bir okul olduğunuz için olabilir mi hocam?"

Daha 20 yaşındayken hayattan sıkılmıştım. Sürekli aynı döngü, arkadaşlarla gez, takıl, okula git sıkıcı dersleri gör, arada şirkete uğra patron çocuğusun diye yalakalık yapsınlar, bir dönem sonra işkence gibi gelmeye başlamıştı ve çok sıkılmıştım! Yaşım ilerledikçe bir birey olamadığımı çok daha iyi idrak etmeye başladım. Acilen bir şeyler yapmam gerekiyordu, köprüden önceki son çıkış kaçmak üzereydi! Bir gün derste hoca tipografi ile ilgili saçma sapan şeyler anlatırken düşündüm, ben ne olmak istiyorum? Ben güzel sanatlar falan istemiyordum! ben girişimci, iş adamı olmak istiyordum! Ayrıca yerel olmak da çok basitti, benim dünyaya açılmam gerekiyordu!


O an geçen her saniyenin boşa olduğunu anladım ve dersin ortasında toparlanıp zaten bana kıl olan hocanın ters bakışları arasında dersi terk ettim. O anın beni son görüşü olduğunu bilseydi bakışları o kadar ters olmazdı muhtemelen. Yurt dışına açılmak için öncelikle iyi İngilizce bilmem gerekiyordu. Yeditepe'de ya da Türkiye'de öğrendiğim herhangi bir İngilizce buna yetmezdi. Amerika'da dil okullarını araştırmaya başladım, herkesin dilinde ya Amerika! San Francisco'da Diablo Valley College isimli bir üniversitenin dil okuluna kaydımı yaptırdım, uçağa atladım ve 14 saat uçup tek başıma gittim! Özellikle tek gitmek istedim çünkü artık zincirlerimi kırmak istiyordum ve sürekli beni koruyan, gerçek hayattan izole edip fanus içinde yaşatan ailemle arama mesafe koymak zorundaydım. Amerika'da her milletten insanla tanıştım. İtalyanı, Mısırlısı, Hintlisi, Çinlisi birçok farklı kültürden arkadaşlarım oldu ve bana çok şey kattılar, dünyayı öğrenmemi sağladılar! Ancak hala bir sorun vardı. Her şey yeniydi ve bana tecrübe katıyordu ama geriye kalan hayatımı burada gerçekten geçirmek istiyor muydum? Hayır...

Amerika güzeldi, ama ısınamadım. İnsanları yapmacık geliyordu. "Kapitalizmi" biraz fazla hissettiriyorlardı. Bende zaten doğma büyüme bir Avrupalılık var, biraz aile soyundan da alakalı olabilir bilmiyorum ama sadece avrupa ülkelerindeyken huzurlu hissediyordum hep. Önce İsveç/Stockholm'e yerleşmeyi düşündüm ve gidip 3 ay orada yaşadım. Ancak orası da olmazdı, etnik köken dengesi yoktu. Asla toplumda kabul göremezdim. Sonra Londra'ya gittim, çok beğendim ve yerleşmeye karar verdim. IELTS UKVI sınavına girip kazandım, ve Westminster Üniversitesinde okumaya başladım. Hayatım nihayet şekillenmişti...


Amazon FBA Programıyla Nasıl Tanıştım ve Neden Yapmaya Başladım?

Aileme bağımlı olduğumu biliyordum, finansal özgürlüğümü kazanmam gerekiyordu, Amerika'dayken tanıştığım Amazon FBA programını araştırdım ve yapmaya karar verdim. Sonuçta e-ticaret artık günümüzün tartışmasız en büyük iş ağlarından biri olmuştu ve ben bunun farkındaydım. Araştırmalar yaparken Türk ve yabancı forumların neredeyse hepsine baktım. Herkesin söylediği bir şey vardı, "Sakın cam ürüne girmeyin, daha çok iade geliyor", işte bunu gördüğüm an cam ürüne girmeye karar verdim. Herkesin yaptığını yaparsanız herkes gibi olursunuz, benim herkes gibi olmaya niyetim yok!


Uzun süren araştırmalarım sonucu potansiyeli yüksek cam içeren bir ürün buldum, rakiplerimi araştırmak istedim, analiz sonuçları korkutucuydu, rakipler çok güçlüydü! Bazıları 3-4 yıldır bu ürünü satıyor, hatta marka tescili almış gerçek profesyonellerdi! Tam burada toplumsal hastalıklı bir düşünce probleminden bahsetmek istiyorum. Şöyle genel bir düşünce var, "ya Amazon FBA kaç senelik sistem, bütün ürünleri satan çok büyük satıcılar var, bize satış imkanı mı verecekler yani, salak mıyız biz bu adamların olduğu pazara girelim", bir tarafınız mantıklı buldu değil mi? İşte hayatta tam olarak istediğiniz yere gelememenizin esas nedeni bu! Bu hastalıklı düşünceye göre doktor, avukat, mühendis de olmayalım bizden önce yüz binlerce kişi okumuş, kariyer yapmış, isim yapmış pastayı götürüyorlar! o zaman neden yaşıyoruz ki biz? Bu kafada insanlar ne girişimci, ne iş insanı olabilir. Eğer böyle bir kafadaysanız geçmiş olsun, sizden hiçbir şey olmaz! Eğer ben de ürümü bulup rakiplerimi görünce bu pesimist düşünceye kapılsaydım, bugün tek üründen günlük 1500$ üstü ciroya sahip olamazdım! Ancak ben o dönem benim için ciddi sayılabilecek bir parayla (12,000$) bu işe girdim! Ne mi oldu?


Takır takır sattım! Uzaktan bakıldığında yenilmez görünen, o dev gibi rakiplerin hepsini tek tek geçtim ve 2 sene sonra sattığım üründe 1.sayfa 1.sıraya yükseldim ve en iyi satıcı oldum, çok az insana verilen "Amazon Choice" ünvanı kazandım, yani insanlar girdiğim ürünü arattıklarında Amazon doğrudan benim ilanımı bu kişilere çıkartıyor, bana kefil oluyor ve "Eğer bu ürünü alacaksan en iyi satıcı bu" diyor insanlara. Bu durum benim ancak misyonumu karşılar, daha vizyonuma ulaşmadım! Hedefim dünyanın en iyi 10 Amazon FBA satıcısından biri olmak. Dikkat edin hayal demiyorum, hedef diyorum çünkü kendi potansiyelinin farkında biri olarak bu durum benim için ancak bir hedef olabilir! Amazon FBA eğitimi verdiğim kişilerin de aynı vizyona sahip olmasını beklerim.


Eğer siz, günde 14 milyon insanın en az 1 kere alışveriş yaptığı bu devasa Amazon okyanusunda geminize yer bulamayacağınızı düşünüyorsanız, sizden iş insanı falan olmaz. Başkalarının başarılarını ömür boyu oturduğunuz köşeden izlemeye devam edersiniz. Söylemek istediğim son şey;

KENDİNİZİ TANIYIN!!!


Berke Aliyazıcıoğlu